03 Haziran 2026, 11:26 tarihinde eklendi

İttihad-ı İslam Tecrübesinin Ardından Büyük Düşünmek!

İttihad-ı İslam Tecrübesinin Ardından Büyük Düşünmek!

Analiz/İttihad-ı İslam Tecrübesinin Ardından Büyük Düşünmek!

Müslümanlar, toparlanıp yenilenme gereksinimini İslam’ın üçüncü beş yüzyılının başlarında en belirgin şekilde İmam-ı Rabbânî Ahmed es-Serhendî ile hissettiler. 1034/1624te vefat eden İmam-ı Rabbânî, Hindistanda Ekber Şaha karşı direnerek onun İslama isyanını etkisiz hâle getirdi.

Ekber Şah’ın en farklı yanı, İslam tarihi boyunca ilk kez Müslüman bir devlette, sorunlarının çözümünü açıkça İslam dışında araması ve sorunların çözümü için İslama alternatif oluşturma arayışıdır. İmam-ı Rabbânî’nin ona karşı direnişi siyasi olsa da ardında bıraktıkları daha çok ahlakla ilgilidir.

Osmanlı coğrafyası içinde ise ilk belirgin toparlanma ve yenilenme girişimini ise 1101/1690da vefat eden İbrahim b. Hasan el-Gorânî yaptı. Özellikle tevhid inancının korunması üzerinde odaklanan Gorânî, sekseni bulan eseriyle o günün şartlarında çok yönlü bir ihya programı geliştirdiği gibi, kapsamlı bir tedrisat mektebi de kurdu.

Gorânî’den sonra onun tedris mektebine mensup olup 1176/1762de vefat eden Şah Veliyullah Dehlevî öne çıkmaktadır. ÖzellikleSünnet” vurgusu yapan Dehlevî, dünyanın yeni bir sürece geçtiğini fark etmiş ve epey kapsamlı bir ıslahat programı geliştirmiştir.

11/16, 11/17 ve 12/18. yüzyıllardaki bu önderlerin birikimini 1242/1827de vefat eden Halid-i Bağdadî (Şeyh Halid ez-Zülcenaheyn eş-Şehrezûrî) toparladı. Şeyh Halid, kendisinden önceki önderlerden farklı olarak 13/19. yüzyılda doğrudan bir örgütlenmeye gitti ve Müslümanlara teşkilatlanmayı öğretti. 

14/20. yüzyılda Müslüman dünyanın tamamını etkileyen İttihad-ı İslam fikriyatı, bu öncülerin birikimiyle Batı karşısında vaziyet alma kaygısına dayanmaktadır.

İttihad-ı İslam fikriyatı;

- Tevhid inancı,

- Sünnet pratiği,

- Müslüman ahlakı,

- İslam dünyasının kalkınarak yoksulluktan kurtulması,

- İslam’ın sosyal adalet yönünün ihya edilerek Müslümanlar arasında kaynaşmanın sağlanması,

- Müslümanların birliği,

nihayetinde ise İslam dünyasının yenilenip toparlanarak dış istilanın her türünden kurtulması esaslarına dayanmaktadır.

Bu fikriyatın esası ise Müslümanların birliğine dayanmaktadır. Fikriyat, özde birlik sağlanmadan kurtuluşun olmayacağına inanmış ve hep o yönde yol almıştır.

İttihad-ı İslam, bütün yönleriyle bir büyük düşün” hareketidir. Ehl-i Sünnetin geniş şemsiyesi altında Sünni, Şiî, Harici bütün unsurlara hitap etmiş hatta İslam dünyasındaki azınlıkları ve farklı düşünceleri de rahatlatacak bir akım olarak öne çıkmıştır.

Ehl-i Sünnet itikadı göz ardı edilerek bu fikriyatı açıklamak söz konusu bile değildir. Şiî, Vehhabi ve Harici hareketler de doğrudan o itikattan etkilenerek bu akıma yönelmişlerdir.

Ne var ki İttihad-ı İslam fikriyatının, şemsiyeyi geniş tutma, dolayısıyla birliği en geniş anlamda sağlama kaygısı, tarifinin efradına cami iken ağyarına mâni olmaması gibi kusurlu olmasına yol açtı. İttihad-ı İslam fikriyatı, Ehl-i Sünnet vurgusunu sağlam yapamayınca kimlik yönü belirsiz, dolayısıyla suiistimale açık kaldı.  İttihad-ı İslam’ın ilkeleri net görünse de kimliği, 1300 yıl boyunca gelişen ihya hareketlerinden farklı olarak belirsizdi. İttihad-ı İslam, kendisinden önceki bütün ihya hareketleri gibi Ehl-i Sünnetin ihyası olarak gelişse de farklı kesimlere açık olmak için, bu kimliğini açıkça beyan etmedi.

Onun bu açığına karşı ilk suiistimaller, Sağcı hareketler ve Ehl-i Sünnet vurgusu yapsa da 20. yüzyılın iki kutuplu dünyasında Batı blokuyla (açıkçası ABDyle) açık bir bağ içinde olan yapılardan geldi. Bu yapılar, ittifak hâlinde İttihad-ı İslam fikriyatını reformculukla itham ettiler. Bu, yenilenerek toparlanma azmine karşı, fena hâlde uğraştırıcı bir propagandaydı.

Her şeye rağmen İttihad-ı İslam fikriyatı, Sağ kanattan gelen bu kesimin propagandaları ve ulusalcı sosyalist diktatörlerin korkunç baskılarıyla baş edebildi. Ne propaganda ne de işkence, İttihad-ı İslam fikriyatına geri adım attırdı.

Fakat İttihad-ı İslam, 1960lı yıllarda tam da olgunlaşıp güçlü bir muhalefet ve iyi bir iktidar adayı olmaya başladığında bu kez önce Vehhabicilik, sonra Şiîcilik tuzağı ile yüz yüze kaldı. Bu iki tuzağın yanında İslam dünyasında milliyetçi/ulusalcı eğilimler de güçlendirildi. Bu yapıların ortak özelliği, Büyük düşün!” çağrısına karşı teferruatçı olmalarıydı. Nihayetinde İttihad-ı İslam, kurtuluşu birlikte görürken bunlar bölen hareketler olarak sahaya çıktılar. Kendilerini farklı görmek üzerinden taraftar topladılar. Üstelik Vehhabicilik, Ehl-i Sünneti tekeline almaya yeltenirken Şiîcilik, Ehl-i Sünnet diyen herkesi Sünnicilik yapmak ve Müslümanları bölmekle itham etti hatta onları tekfir etti. Milliyetçi ulusalcılar ise bütün İslâmî hareketleri yabancı menşeli diye tanıtıp ötekileştirdi.

Her biri bazı İslâmî kesimleri etkisine alıp eritmeyi başaran bu akımlar, 20. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak İslam dünyasını sadece bölmedi, aynı zamanda İslam dünyasını daha önce Haçlı saldırıları ve Moğol istilasına karşı koruyan Müslüman aklından uzaklaştırdı. Dolayısıyla İttihad-ı İslam, krizdeki medeniyetimizi ihya etmeye çalışırken bu akımlar medeniyet krizimizi derinleştirdi.

Büyük Düşünmek

Büyük düşünmek; ana sorun ve ana çözüme odaklanmak, bizi ana sorundan kurtarıp ana çözüme götürecek yola girmektir. Bugün Müslümanların büyük sorunu fiziki, zihinsel ve ahlaksal istiladır. Hiçbir sorun, Müslümanlar için istiladan daha tehlikeli değildir. Bu sorundan kurtulmak için omuz omuza vermekten başka çözüm de yoktur. Çünkü hiçbir Müslüman taraf tek başına sorunu çözebilecek güçte değildir.

Bu yaklaşımla büyük düşünüldüğünde sözü edilen akımların olumlu katkıları da görülür. Sağcı ve Ehl-i Sünnet olma iddiasında, gerçekte Ehl-i Sünneti dar bir kliğe dönüştürme eğilimindeki akımlar İslâmî yaşam tarzının geniş halk kitlelerine yayılmasına epey katkı sağladılar.

Vehhabilik, İslâmî yaşam tarzının epey uzağında kalan Orta ve Doğu Arabistandaki kitlelerin dindarlaşıp İslâmî bir yaşama yönelmelerini sağladığı gibi, neo-selefi akımların önünü açarak dünyada farklı tebliğ yapılarının oluşmasına, dolayısıyla diğer dinler arasında Müslümanlaşmaya da vesile oldu.

Şiî uyanışı da siyasi olarak Solla epey haşir neşir olmuş, yer yer Alevilik adı altında yaşam tarzı olarak İslamdan epey uzaklaşmış geniş bir kesimin İran, Irak, Lübnan ve Yemen gibi farklı coğrafyalarda dindarlaşmasına vesile oldu.

Milliyetçi hareketler pek çok alanda yer yer Seyyid Kutubun anti Amerika fikriyatından, onun etkisindeki Aliya İzzetbegoviç’in milli kimliği yeniden inşa girişimlerinden ama epey 20. yüzyıl Alman düşünürü Carl Schmitt ve 21. yüzyılda sesini epey duyuran Rus stratejist Aleksandr Duginden etkilenerek milli kimliği yeniden dinle ilişkilendirmeye yöneldiler.

Öte yandan İslam dünyası, nispeten İslâmî kimliği öne çıkaran yapıların, kimi ülkelerde iktidara gelmesiyle istila tehdidini aşmadı, aksine istila, Netanyahu-Trump koalisyonunda olduğu gibi kapıya daha da yaklaştı. Buna karşı, zaman resmin her bir hanesindeki sorunlara, ihanetlere, yanlışlara takılma zamanı değil, olumlu yanları görüp Bismillahtaki müspet yaklaşımın verdiği güç, tekbirin verdiği umut ve cesaret, hamdın verdiği azim ile sağlam bir Ehl-i Sünnet tarifi yaparak yola devam etme zamanıdır.

"Ortadoğu" rejimleri gibi, "Ortadoğu" mevzuları da vardır. İkisi de istilacıların üretimidir. Ortadoğu” rejimleri gibi, Ortadoğu” mevzularından da kurtulmanın yolu Ehl-i Sünneti ihyadan geçer.

Ehl-i Sünnet, bir klik olmaktan uzaktır. Onu kimi zaman Yezid savunularına dönüşecek kadar riskli ve tiksindirici yaklaşımlardan kurtarmalı; Müslümanları birleştiren bir şemsiye olduğu hakikatine uygun anlamalı, bütünleştirici bir çatı, hiç olmazsa bir araya getirecek bir bağ olarak görmeliyiz.   

Kabul edelim ki ortam, taraflardan birine dahil olmayanların bertaraf olması gibi çok riskli yönlere açıktır. Nitekim hareketler de bir taraf içinde yer almamayı göze alamamaktadır.

Birliğe çağıranların, birlik düşmanı olarak gösterilmesi, mezhep propagandası yapmayalım diyenlerin mezhebini din edinenler” diye etiketlenmesi, ırkçılık karşıtlarının “ırkçı” diye tanıtılması, dolayısıyla büyük düşün çağrısının bu tür propagandalarla bastırılması hep mümkündür. Buna rağmen Allaha tevekkül edenlerin mutlaka zafere ulaşacakları umuduyla hareket edip yol almak gerek.

Bu yönde yol alanlar, eninde sonunda kazanacaklardır. Hiç değilse ahirette mükâfatlandırılacaklardır.

 

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *